ilk sayfa
kadriye
Eğitim üzerine
anadolu bacıları
çocuklarımın kalbinden
mutluluksevgisi
adresim

yaşam denen şu başı sonu belirsiz, gemi azıya almış koşan şeye kapılmış gidiyorum, arada bir başımı akıntının üzerine kaldırıp da nehir beni nereye sürüklüyor baksam fena olmaz...

Eğitim toplumları değiştirme bilimidir. Eğitimin bireyi, bireyin hayatını anlamlı kılacak ve yüceltecek güncel bir yaşamsal kültür felsefesine yöneltmesi beklenir. Eğitime ilişkin kaygılarımız yalnızca para kazanacak bir meslek edinme noktasında düğümlenmez. Eğitim kaygısı, yurt sevgisiyle, içine doğduğu topluma ve insanlığa duyulan sorumluluk bilinciyle de ilişkilidir.Eğitim evet, ama  eğitim nedir , niçin yapılacaktır, kime yapılacaktır, hangi amaç için yapılacaktır, nasıl ve kimler tarafından yapılacaktır.

Değişmez gerçekleri mi öğretmelidir, her şeyin değiştiği bilincini mi kazandırmalıdır. Entelektüeller mi yoksa meslek sahipleri mi yetiştirmelidir, sıkı disiplin mi uygulanmalıdır, içsel kontrolü geliştirme mi çalışılmalıdır. Pek çok şeyin bilgisi mi verilmelidir, sadece işe yarayacak bilgiler mi verilmelidir, işe yarayacak  bilgi nedir?

bunlar eğitim felsefesinin sorularıdır. Eğitim felsefesi, bilim ve sanat felsefesi gibi nispeten yeni bir felsefe alanıdır.Bir ülkenin bu sorulara  verdiği yanıtlar yani tercihleri   kanunlarındadır.  Ama uygulama kanunlara bilerek ya da bilmeyerek sırtını dönebilir. Eğitim sistemi uzmanlık barbarlığına saplanabilir. Eğitimin ana damarı bilim ve bilim insanı bilginin daracık bir alanına sıkışıp, o alanda herşeyi bilip onun dışında kalan herşeyden habersiz yaşayabilir.

Bazı ülkelerde belki de insanların zaman zaman kendilerini ulusal sorunlardan soyutlamalarına izin vardır. Fransızlar, İngilizler, Almanlar yerleşik bir toplumsal çevrede yaşarlar. Alman filozofu Almanya'nın nereye gittiği ile ilgilenmeyebilir. Seçim zamanı gidip oyunu verdikten sonra iradesinin çarpıtılacağından korkmadan çalışma odasına dönebilir. Biz de ise durum farklıdır, ulusal kaygılardan sıvışmak isteyen Türk, günde on kez onların ağına tutsak düşecek, sonunda anlayacaktır ki, Balkanlar ve Irak arasında doğmuş biri için bir numaralı sorun Türkiye dir....

Eğitimin yörüngesi içinde kalarak öğretim güncel olmalıdır diyebiliriz. Bu başlı başına bir yaratıcılık ilkesidir. Başkalarına "ileri"  olduğu varsayılan uluslara öykünmeyi ilke edinenler onların ellerindeki bilimsel araştırmaları yapıp bitirmelerini beklemek durumundadır, yani çağdışı kalmaya mahkumdurlar.

eğitimden yaşamlarına mucize katmasını bekleyenlerimiz de var.  insanlığın en büyük yaratıları olan bilim, sanat aynı zamanda yaşamın mucizeleridir. Oysa eğitimin ya da adres belirtmek gerekirse okulun bizi mucizelerle tanıştırma yetisi  mahduttur. öğrenilmeye gerçekten değer şeylerin -bilimin ve sanatın-hiç biri aslında öğretilemez. Hepimiz aynı malzemelerle, ölçülerle kek yaparız, hepimizin kekinin tadı başka olur, ikiz kardeşinizle aynı elbiseyi giyersiniz, siz de başka durur, onda başka...Herkese aynı şeyi anlatırsınız ama herkes kendi kabı kadar alır ya da söyledikleriniz karşınızdakinin anladığı kadardır.Öğretmen ne kadar didinirse didinsin, hep öyle tamamlayıcı bir belirtme, bir son aydınlatma, bilimsel ya da sanatsal özsuyun en lezzetli o bir damlası kalacaktır ki, işte onu aktarması olanaksızdır. O kendi sancılı çabanızla kazanmanız gereken bir şeydir. Bilim sorunlarla dolu bir havada yürüyerek yapılan düşünme biçimidir.Bilim adamı her zaman ruhsal fırtınaya hazırlıklı olmalıdır. Sanatın ise ne hazzı ne yaratısı öğretilemez. İnsanın sanatçı olması demek , ruhunun daha önce hiç işitilmemiş özgün bir titreşimle çınlaması demektir, alışılmış biçimlerden yiğitçe sıyrılmak , yenilerini denemek demektir. Bilim, sanat, ahlak mekanik olarak öğretilebilen şeyler değillerdir.

Ne yazık ki Eğitim bize kendi yolumuzu seçmeyi  ve kendi doğrularımızı yaşama cesaretini vermez. Mantıklı tavırlar, basmakalıp zevkler, orta malı idealler, görevler yükler. Başkalarının yaşantılarını yinelemeye alıştırarak bizim kendi olanaklarımız köreltir, bizi başkalarının hayaletine, gölgesine dönüştürür. Kendi olası yaşamımızı gömmeyi, kişisel yaşamımızı öldürmeyi öğretebilir.

Eğitim yılları bittiğinde dilerim, yetenekli-yeteneksiz, güçlü-cılız herkes varlıklarında yepyeni, güzel, verimli bir şeyin olanağını sakladıklarını, yaşamın onlar için gösterilerin en uyumlusu, deneyimlerin en değerlisi olması gerektiği fikrini bilinçlerine  yerleştirmiş olsun ....

Yaşamımdaki meli- malı ları azalttığımdan beri daha mutluyum,  bana nasıl yaşamam gerektiğini öğretmek iddiasında olan kimse yok, böylece muazzam bir bireysel enerji (yitirilip, ziyan ve felç olmadan)  insanlık açısından bir kazanç olarak çeşitli düşünce, eylem, yaratı ve yaşam biçimlerine dönüşüyor.

eğitimin insanda oluşturması gereken iki büyük erdem;   içtenlik ve ruhsal dinginliktir. İnsan dışında herşey insandan daha içtendir. Doğa içtenlik ve ruhsal dinginliği tüm eğitmenlerden daha iyi öğretir.Doğanın bağrında neden rahat ederiz? Çünkü doğanın bizim hakkımızda hiç bir yargısı yoktur da ondan. İnsan ise hemcinsinin yargıcıdır.

 mucize bekleme, sen mucize  ol...