|

|
yaşam
denen şu başı sonu belirsiz, gemi azıya almış koşan şeye
kapılmış gidiyorum, arada bir başımı akıntının üzerine
kaldırıp da nehir beni nereye sürüklüyor baksam fena
olmaz...
Eğitim
toplumları değiştirme bilimidir. Eğitimin bireyi,
bireyin hayatını anlamlı kılacak ve yüceltecek güncel
bir yaşamsal kültür felsefesine yöneltmesi beklenir.
Eğitime ilişkin kaygılarımız yalnızca para kazanacak bir
meslek edinme noktasında düğümlenmez. Eğitim kaygısı,
yurt sevgisiyle, içine doğduğu topluma ve insanlığa
duyulan sorumluluk bilinciyle de ilişkilidir.Eğitim
evet, ama eğitim nedir , niçin yapılacaktır, kime
yapılacaktır, hangi amaç için yapılacaktır, nasıl ve
kimler tarafından yapılacaktır.
Değişmez
gerçekleri mi öğretmelidir, her şeyin değiştiği
bilincini mi kazandırmalıdır. Entelektüeller mi yoksa
meslek sahipleri mi yetiştirmelidir, sıkı disiplin mi
uygulanmalıdır, içsel kontrolü geliştirme mi
çalışılmalıdır. Pek çok şeyin bilgisi mi verilmelidir,
sadece işe yarayacak bilgiler mi verilmelidir, işe
yarayacak bilgi nedir?
bunlar eğitim felsefesinin
sorularıdır. Eğitim
felsefesi, bilim ve sanat felsefesi gibi nispeten yeni
bir felsefe alanıdır.Bir ülkenin bu sorulara
verdiği yanıtlar yani tercihleri
kanunlarındadır. Ama uygulama kanunlara bilerek ya
da bilmeyerek sırtını dönebilir. Eğitim sistemi uzmanlık
barbarlığına saplanabilir. Eğitimin ana damarı bilim ve
bilim insanı bilginin daracık bir alanına sıkışıp, o
alanda herşeyi bilip onun dışında kalan herşeyden
habersiz yaşayabilir.
Bazı
ülkelerde belki de insanların zaman zaman kendilerini
ulusal sorunlardan soyutlamalarına izin vardır.
Fransızlar, İngilizler, Almanlar yerleşik bir toplumsal
çevrede yaşarlar. Alman filozofu Almanya'nın nereye
gittiği ile ilgilenmeyebilir. Seçim zamanı gidip oyunu
verdikten sonra iradesinin çarpıtılacağından korkmadan
çalışma odasına dönebilir. Biz de ise durum farklıdır,
ulusal kaygılardan sıvışmak isteyen Türk, günde on kez
onların ağına tutsak düşecek, sonunda anlayacaktır ki,
Balkanlar ve Irak arasında doğmuş biri için bir numaralı
sorun Türkiye dir....
Eğitimin yörüngesi içinde kalarak öğretim güncel
olmalıdır diyebiliriz. Bu başlı başına bir yaratıcılık
ilkesidir. Başkalarına "ileri" olduğu varsayılan
uluslara öykünmeyi ilke edinenler onların ellerindeki
bilimsel araştırmaları yapıp bitirmelerini beklemek
durumundadır, yani çağdışı kalmaya mahkumdurlar.
eğitimden yaşamlarına mucize katmasını bekleyenlerimiz
de var. insanlığın en büyük yaratıları olan bilim,
sanat aynı zamanda yaşamın mucizeleridir. Oysa eğitimin
ya da adres belirtmek gerekirse okulun bizi mucizelerle
tanıştırma yetisi mahduttur. öğrenilmeye gerçekten
değer şeylerin -bilimin ve sanatın-hiç biri aslında
öğretilemez. Hepimiz aynı malzemelerle, ölçülerle kek
yaparız, hepimizin kekinin tadı başka olur, ikiz
kardeşinizle aynı elbiseyi giyersiniz, siz de başka
durur, onda başka...Herkese aynı şeyi anlatırsınız ama
herkes kendi kabı kadar alır ya da söyledikleriniz
karşınızdakinin anladığı kadardır.Öğretmen ne kadar
didinirse didinsin, hep öyle tamamlayıcı bir belirtme,
bir son aydınlatma, bilimsel ya da sanatsal özsuyun en
lezzetli o bir damlası kalacaktır ki, işte onu aktarması
olanaksızdır. O kendi sancılı çabanızla kazanmanız
gereken bir şeydir. Bilim sorunlarla dolu bir havada
yürüyerek yapılan düşünme biçimidir.Bilim adamı her
zaman ruhsal fırtınaya hazırlıklı olmalıdır. Sanatın ise
ne hazzı ne yaratısı öğretilemez. İnsanın sanatçı olması
demek , ruhunun daha önce hiç işitilmemiş özgün bir
titreşimle çınlaması demektir, alışılmış biçimlerden
yiğitçe sıyrılmak , yenilerini denemek demektir. Bilim,
sanat, ahlak mekanik olarak öğretilebilen şeyler
değillerdir.
Ne
yazık ki Eğitim bize kendi yolumuzu seçmeyi ve
kendi doğrularımızı yaşama cesaretini vermez. Mantıklı
tavırlar, basmakalıp zevkler, orta malı idealler,
görevler yükler. Başkalarının yaşantılarını yinelemeye
alıştırarak bizim kendi olanaklarımız köreltir, bizi
başkalarının hayaletine, gölgesine dönüştürür. Kendi
olası yaşamımızı gömmeyi, kişisel yaşamımızı öldürmeyi
öğretebilir.
Eğitim yılları bittiğinde dilerim, yetenekli-yeteneksiz,
güçlü-cılız herkes varlıklarında yepyeni, güzel, verimli
bir şeyin olanağını sakladıklarını, yaşamın onlar için
gösterilerin en uyumlusu, deneyimlerin en değerlisi
olması gerektiği fikrini bilinçlerine yerleştirmiş
olsun ....
Yaşamımdaki meli- malı ları azalttığımdan beri daha
mutluyum, bana nasıl yaşamam gerektiğini öğretmek
iddiasında olan kimse yok, böylece muazzam bir bireysel
enerji (yitirilip, ziyan ve felç olmadan) insanlık
açısından bir kazanç olarak çeşitli düşünce, eylem,
yaratı ve yaşam biçimlerine dönüşüyor.
eğitimin insanda oluşturması gereken iki büyük erdem;
içtenlik ve ruhsal dinginliktir. İnsan dışında herşey
insandan daha içtendir. Doğa içtenlik ve ruhsal
dinginliği tüm eğitmenlerden daha iyi öğretir.Doğanın
bağrında neden rahat ederiz? Çünkü doğanın bizim
hakkımızda hiç bir yargısı yoktur da ondan. İnsan ise
hemcinsinin yargıcıdır.
mucize
bekleme, sen mucize ol...

|